Teknolojik gelişimin hızının artık aritmetik değil, katlanarak arttığı baş döndürücü bir çağın tam ortasındayız. Bugün bizi hayrete düşüren bir yapay zekâ aracı, sadece altı ay sonra eski teknoloji sayılabiliyor. Bu hız fırtınasının ortasında, insanlık tarihinin en kadim mesleklerinden biri olan öğretmenlik, varoluşsal bir soruyla ve belki de gizli bir korkuyla yüzleşiyor: “Bilgiyi kusursuz, etkileşimli ve sonsuz bir sabırla aktaran yapay zekâ robotları sınıflara girdiğinde, öğretmene ne olacak? Rolümüz sadece sınıfta düzeni sağlayan bir oyun rehberine mi indirgenecek?” Bu endişe ilk bakışta haklı görünebilir; ancak eğitim teknolojileri literatürüne ve gelecek projeksiyonlarına baktığımızda tablonun sanılandan çok daha derin olduğunu görüyoruz. UNESCO‘nun (2021) eğitim raporlarında da vurguladığı gibi, teknoloji öğretmenlerin yerini almaktan ziyade, onların rolünü dönüştürmeye adaydır. Eğer bu değişimi doğru okuyamazsak, işte o zaman mesleğin işlevsizleşmesini konuşabiliriz. Ancak doğru okursak, bizi bir yok oluş değil, mesleki bir rönesans bekliyor.
Öncelikle acı ama gerçek bir kabulle başlamalıyız: Tahtaya geçip “Çocuklar, dinleyin, hücrenin organelleri şunlardır…” diyen, yani sadece bilgi aktarıcılığı yapan öğretmene duyulan ihtiyaç, muhtemelen önümüzdeki on yıl içinde tamamen sıfırlanacak. Yapay zekâ, rutin bilişsel görevleri insanlardan çok daha hızlı ve hatasız yapabilmektedir. Karşımızda hiç yorulmayan, her öğrencinin öğrenme hızına ve zekâ türüne (görsel, işitsel, kinestetik) göre saniyeler içinde materyal üretebilen bir teknoloji var. Bu senaryoda standart bir anlatımın değeri kalmayacaktır. Peki, bu öğretmenin işlevsizleşeceği anlamına mı gelir? Asla. Aksine, öğretmen bilgi kaynağı olmaktan çıkıp, çok daha stratejik bir konuma, bir öğrenme tasarımcısına evrilecektir. Holmes vd. (2019), öğretmenin bir küratör ve rehber olarak konumlanmasının zorunluluğuna dikkat çeker. Çünkü robotlar veriyi kusursuz işleyebilir ama bağlamı kuramayabilirler.
Geleceğin öğretmeni, yapay zekanın sunduğu milyonlarca veri akışını filtreleyen ve öğrencisi için en doğru yolculuğu tasarlayan bir küratör olacak. Daha da önemlisi, deepfake teknolojilerinin ve manipüle edilmiş bilginin cirit attığı bir çağda, öğrencisine “Bu bilgi doğru mu?”, “Bu algoritma taraflı olabilir mi?” sorularını sorduran bir epistemolojik hakem yani bir gerçeklik bekçisi olarak konumlanacak. Bir robot matematik öğretebilir, evet. Ama otuz kişilik bir grubun karmaşık sosyal dinamiklerini, bir öğrencinin sessizce dışlanmışlığını veya liderlik çatışmalarını yönetemez. OECD (2019) öğrenme pusulasında belirtildiği gibi, sosyal ve duygusal beceriler, otomasyon çağında insanın en ayırt edici yetkinliği olacaktır. İşte burada öğretmen, sınıf içi sosyalleşmeyi ilmek ilmek işleyen bir sosyal mühendis olarak devreye girecektir.
Bu dönüşüm, eğitim fakültelerinde yıllardır temel alınan Bloom Taksonomisi piramidini de tersine çevirmek zorunda. Anderson ve Krathwohl (2001) tarafından revize edilen taksonominin tabanındaki “Hatırlama” ve “Anlama” basamaklarına geleneksel eğitimde çok fazla vakit harcadık. Artık bu alt basamaklar tamamen yapay zekanın işi. Öğretmen ise enerjisini piramidin zirvesine; “Analiz, Değerlendirme ve Yaratma” basamaklarına saklayacak. Artık “İstanbul’un fethinin sonuçları nelerdir?” diye sormayacağız. “YZ asistanına sonuçları listelemesini söyle, sonra bu sonuçların bugünkü dış politikamızı nasıl etkilediğini tartışalım” diyeceğiz. Öğretmen, cevap veren değil, doğru soruyu sorduran kişi olacak.
Geleceğe, muhtemelen yirmi yıl sonrasına baktığımızda; okul duvarlarının kalktığı, Metaverse ve VR deneyimlerinin standartlaştığı bir dünya görüyoruz. Bu dünyada insan öğretmen, akademik bir aktarıcıdan ziyade, öğrencinin karakter inşasına odaklanan bir yaşam mentoruna, tasarımcıya ve sosyal mühendise dönüşecek. John Naisbitt (1982), ünlü eseri Megatrends‘de “High Tech, High Touch” (Yüksek Teknoloji, Yüksek Dokunuş) kavramını ortaya atarken tam da bugünü işaret ediyordu: Teknoloji ne kadar artarsa, insanın insana, o insani dokunuşa olan ihtiyacı da o kadar artar. Gelecekte, tamamen yapay zekalı robotlar tarafından eğitilmek ucuz ve standart bir model olabilirken; bir insan tarafından dinlenilmek, göz teması kurulması ve içten bir aferin denilmesi, bir lüks ve ayrıcalık haline gelecek. Bir robot, kamerasıyla öğrencinin yüz kaslarını analiz edip anlamadığını tespit edebilir; ancak o öğrencinin gururundan dolayı sustuğunu sadece bir insan öğretmen hissedebilir.
Sonuç olarak, öğretmenlik mesleğini bitirecek olan yapay zekâ ve robotlar değil, kendini güncellemeyen, 19. yüzyılın sanayi tipi okul modelinde ısrar eden eğitim sistemidir. Öğretmenlik, konu aktarıcılığından sıyrılıp, belirsizliklerle dolu bir dünyada öğrenciye yön gösteren bir pusula olmaya evriliyor. Geleceği öngörmek zor olabilir ama formül net: Teknolojinin sunduğu imkânları pedagojik bir ustalıkla harmanlayan ve insani dokunuşun eşsizliğini merkeze alan öğretmenler, geleceğin zihin mimarları olmaya devam edecektir.
Kaynakça
Anderson, L. W., & Krathwohl, D. R. (2001). A taxonomy for learning, teaching, and assessing: A revision of Bloom’s taxonomy of educational objectives. Longman.
Holmes, W., Bialik, M., & Fadel, C. (2019). Artificial intelligence in education: Promises and implications for teaching and learning. Center for Curriculum Redesign.
Naisbitt, J. (1982). Megatrends: Ten new directions transforming our lives. Warner Books.
OECD. (2019). OECD Future of Education and Skills 2030: OECD Learning Compass 2030. OECD Publishing.
UNESCO. (2021). Reimagining our futures together: A new social contract for education. UNESCO Publishing.
Discover more from Serkan Akbulut, PhD(c)
Subscribe to get the latest posts sent to your email.

